22 Mayıs 2010 Cumartesi

Anılar~3~ Karanlık Gece


14 sene önce, Dağ evi...

~Karanlık Gece~

‘Dışarıdan garip sesler geliyor. Neler oluyor? Babam nerede, neden hala dönmedi?’

Çarpılan kapının gürültüsüyle Blaze kardeşinin başucundan kalktı eli asasında temkinli adımlarla kapıya doğru yürüdü. Babası kapıyı sürgülüyor asasıyla sağa sola büyüler savuruyordu.

B: Baba! Neler oluyor?

N: Blaze o odadan çıkma lütfen…

B: Ama…

N: Tatlım dediğimi yap… Kardeşinin yanına git…

Babasının dediğini yapıp kardeşinin yanına gitti. Şöminede bir ateşin çıtırdamaya başladığını ve babasının, daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yaptığını, küfrettiğini duydu. Kapıdan gizlice ne yaptığına bakmaya karar verdi. Adam elindeki bir tutam uçuç tozunu ateşe savurmuş, başını ateşin içine sokmuş Yunanistan’daki malikânenin ismini haykırmıştı

N: Nyx bizi buldular, kalabalıklar, dağ evindeyiz, zamanım yok, çabuk olun, ne kadar dayanabilirim bilmiyorum…

Adam ateşin içinden tam zamanında çıktı. Kendisini izleyen kızına döndü. Kız ağlamak üzereydi. Koşup kızına sarıldı. İçerideki odaya kardeşinin yanına geri götürdü kızı. Oğluna uykusundan uyanmaması ve sesleri duyamaması için büyü yaptı. Oğlunu da kızını da öptü; Yüzlerinden, gözlerinden, ellerinden…

N: Blaze bana ne olursa olsun sakın kin gütme anlaşıldı mı? Nefret karanlığa giden yolun ilk adımıdır… Sen intikam almak için yaratılmadın… Sen iyiliğin ateşisin…

B: Sana bir şey olmayacak baba!

N: Söz ver bana Blaze!

Kız sessizce ağlamaya başlamıştı babasının umut dolu gözlerine baktı; adam kızının gözyaşlarını şefkatle sildi.

N: Benim olgun kızım… İkinizi de çok sevdiğimi asla unutma, kardeşine de hatırlat hep. Kin gütmeyeceğine söz ver Blaze, kardeşine göz kulak olacağına, tarafsız kalacağına ve onu da kendin gibi yetiştireceğine söz ver!

B: Söz veriyorum! Ama gitme baba, bizi bırakma ne olur…

N: Meleğim… Seni ve kardeşini sonsuza kadar seveceğim. Bana bir şey olursa dik duracaksın tamam mı? Kardeşin için… O seni örnek alır biliyorsun. Fazla yas tutma ve dik dur. Yüreğim hep sizinle olacak beni onurlandırın…

Kızına yeniden sarıldı ve çocuklarını tekrar öptü.

N: Büyük anneni, büyük babanı, halanı ve amcalarınızı üzmeyin hep olduğun kız gibi kal; uyumlu ve olgun…

Adam içeride kapının zorlandığını duyabiliyordu, kızını son kez öptü ve sıkıca kucakladı sonra içeriye koştu Blaze de arkasından gitmeye çalıştı ama babası son anda kapıdan çıkmasını da sesini çıkarmasını da engelleyecek büyüler yaptı

N: Ah Blaze… İnatçı kız… Seni çok seviyorum meleğim…

Kızını odanın içine, olan biteni göremeyeceği bir yere, taşımak istiyordu adam ama vakit yoktu. Kapı, ardında bir toz bulutu bırakarak, paramparça oldu ve 4 kirli adam ardı ardına içeri girdiler.

“Bakın burada kim varmış…”

“Eeeee Bay Paritburn kaçmayı başaramadın mı bakalım?”

N: Kaçmak siz korkaklara yakışır anca…

“Parçalanacak olan sürgüyü bildiği halde kapı sürgüleyen de yalnızca bir Paritburn olabilir o halde…”

4 adamda pis birer kahkaha koyuverdiler.

“Neden direniyorsun Nicholas asayı ver konu kapansın .”

N: İsmimi ağzına alma aşağılık herif! Bende size ait hiçbir şey yok!

“Yapma Nickholas biz eski dostuz! Şu asayı ver olsun bitsin!”

N: Benim dostum falan değilsin sen! P.ç kurusu, aşağılık pislik… Benden istediğiniz asları seneler önce yaktım… Size söylemiştim bunu!

“Yenilerini yapmanı söylemiştik biz de!”

N: Ne sizden ne de kokuşmuş efendinizden korkmuyorum! Asla asalarımdan birini kullanamayacaksınız! Benim asalarım kişilik sahibi asalardır, yalnızca sahipleriyle uyum sağlarlar. Siz benim asalarıma layık değilsiniz ve asla da olamazsınız!

Nickholas az önce eski dostu olduğunu iddia eden ve şimdi de kendisine doğru gülümseyerek ilerleyen adama tiksinerek baktı, adam yanına vardığında suratına tükürdü. Diğerleri asalarını çektiler ama adam durmalarını işaret etti. Sakince yüzünü sildi.

“Karının ölümünden sorumlu olduğumuzu düşündüğün için mi böyle davranıyorsun; amacımız ona zarar vermek değildi biliyorsun.”

N: Karımdan bahsetmeye devam edersen yemin ederim öldürürüm seni Dumpkoff!

“ Hamile olduğunu bilemezdik ya Nickholas!”

Nickholas’ın öfkesi artık dayanamayacak hale gelmişti, asasını tetikte tutan eli adamdan bağımsızmışçasına harekete geçti, düşünmeden aklına gelen ilk büyüyü savurdu. Adamı tam da vurmak istediği yerden vurmuştu. Acı bir çığlık atıp geriye savrulan adam duvara çarptı. Diğer ölümyiyenler aynı anda Nickholas’a saldırdılar; ilk hamlelerini savuşturmayı başarsa da 2. hamlelerinde devrildi koca çınar…

N: Korkak herifler! Sıkıysa teker teker çıkın karşıma! 3 kişi aynı adama saldırmak kolay tabi kolaysa düello edin benimle!

Duvara çarpmış olan adam yavaşça yerinden kalkıp büyü ile yere sabitlenmiş adamın yanına geldi.

“Elimde imkân varken neden kullanmayayım? Silahım olduğu halde neden yumruk atayım söylesene?”

N: Haklısın! Sende onur ne arar ki? Aşağılık, p.ç kurusu…

“ Bu laflar sana hiç yakışmıyor Nickholas…”

N: Oysa sana cuk oturuyorlar…

3 adam yere çivilenmiş gibi sabit duran adama tekrar saldırdılar.

“Çok inatçısın Nickholas çok… Söylesene 2 sevimli çocuğun neredeler?”

N: Çocuklarım seni hiç ilgilendirmez, beni anladın mı pislik herif?

“Neydi kızının adı Blaze miydi?”

N: Kızımın adını ağzına alarak kirletme seni .r.spu çocuğu!

3 asanın ışığı adamın üzerinde yine parladı. Babasından biraz uzakta olan Blaze adamın belinin nasıl yukarı doğru kıvrıldığını görebiliyor, kemiklerinin çıtırdadığını duyabiliyordu. Gözyaşları yanaklarından sessizce süzülüyor, hiçbir şey yapamıyordu…

Dumpkoff denilen adam konuşmasını sürdürdü;

“Kızın daha şimdiden tam bir ateş parçası, benim oğlana alsak ya onu! Ya da belki kendime alırım ha? ”

4 adam da ahlaksızca güldüler. Nickholas öyle sinirlenmişti ki yere çivilenmesini sağlayan büyüden kurtulmaya çalıştı, hırsla kükredi 4 adamda bir adım gerilediler. Evin zemini sallandı, yanan ateşler söndü camlar patladı…

Dumpkoff şok içindeki 3 adama bağırdı

“ Sersemletin şu herifi hemen!”

3 büyüden yalnızca biri isabet etti adama o da pek başarılı değildi. Artık Dumpkoff’da asasını çıkarmış adama saldırıyordu. Blaze babasına çarpan ışık demetleri görüyordu, sesleri duyamıyordu artık, bir de yavaş yavaş yerde büyüyen kan öbeğini görebiliyordu yalnızca…

“Çocukları nereye sakladın söylesene Nickholas, sen öldüğünde biri onlara göz kulak olmalı değil mi?”

N: P.ç kurusu! Çocuklarıma asla dokunamayacaksın…

Blaze babasının hala konuşabilmesine bir yandan hayret ediyor ama bir yandan da seviniyordu. Babası çok güçlü bir adamdı; zaten hep gurur duymuştu adamla. 4 ölümyiyen aynı anda saldırıyordu ama adam hala dayanıyordu. Eli kolu bağlı olduğu halde, asası elinde olmadığı halde korkuyorlardı ondan…

Blaze babasının gücünün ne kadar zayıfladığını tahmin edebiliyordu, ışık demetleri hala adamın üzerinde parlıyordu. Kızcağız kırılan birkaç kemiğin sesini de duymuştu; ama elinden hiçbir şey gelmiyordu.

Kan gölü neredeyse Blaze’in ayağına kadar gelmişti. Babasının tükenmek üzere olduğunu hissediyordu… Tam o sırada çok güçlü bir ses duyuldu ve ölümyiyenlerden biri cansız vaziyette yere yığıldı…

Blaze bu sesi tanıyordu ama hiç bu tonda, bu sertlikte duymamıştı. Ses büyükbabasına aitti. Eskiden kapının bulunduğu koca delikte belirdi adamın haşmetli bedeni. Dev gibi adamı şefkat dolu görmeye alışıktı Blaze; oysa şimdi öfkeden deliye dönmüş gibiydi adam ve atası Poseidon gibi düşmanına depremler yollamaya hazır görünüyordu. Hala sağ olan 3 ölümyiyen Nickholas’ı bırakıp yeni gelen adam ve ardından gelenlere karşı kendilerini korumaya giriştiler.

Troy(Büyük Baba): Nyx ağabeyinle ilgilen…

Nyx ağabeyinin yanına koştu, Blaze de gözleriyle takip etti onu. Kızın içinde fırtınalar kopuyordu; ne yazık ki sesi çıkmıyordu… İçinden Nyx’e yalvarıyordu “Ne olur beni bul Nyx, yalvarırım çöz beni. ” sessiz gözyaşları eşliğinde…

Heyhat… Nyx henüz Blaze ya da Blacken’i düşünebilecek halde değildi ne yazık ki… Nickholas kadının ağabeyiydi ve genç kadın ağabeyinin yanına koşmuş, yerde sağlıksız bir pozisyonda kıvrılmış bedeni kolları arasına almıştı.

Nyx: Dayan Nickholas, dayan ne olur…

Ağabeyinin kanlı saçlarını okşuyor, bir yandan ağlıyor bir yandan adama gülümsemeye çalışıyordu genç kadın.

Nyx: Geçecek Nickho dayan, kendini yorma, konuşmaya çalışma…

Adam ağzını açmaya çalışıyor, kız kardeşine gülümsemeye çabalıyordu.

Nickholas: Nyx… Benim için çok geç… Elinden hiçbir şey gelmez…

Nyx: Saçmalama! Elbette ki geç değil!

Nickholas: Bırak beni küçüğüm, bırak huzura ereyim…

Titrek elini, zorlanarak da olsa, kız kardeşinin yüzüne koymayı başardı adam. Kadın zorlandığını görüyordu, adamın eline kendi eliyle destek vererek boş yere enerji harcamasını önlemeye çalıştı. Ağabeyi gözyaşlarını siliyor, genç cadıya gülümsüyordu. Adamın bu metin hali Nyx’ün gözünün önünden gitmeyecekti hiç.

Nickholas: Onları sev Nyx… Çocuklarıma göz kulak ol, bir yuvaları olmasını sağla… Ben… Öldüğümde…

Nyx: Sus Nickho… Yalvarırım sus! İzin veremem… Ölmene… Gitmene izin veremem…

Nickholas: Elinden bir şey gelmez Nyx. Beni bırak… Çocuklarla ilgilen…

Adam başını hafifçe arkaya doğru yatırıp Nyx’ün göremediği bir yere baktı.

Nickholas: Sizi seviyorum… İkinizi de çok seviyorum… Hep seveceğim… Söylediklerimi unutma güzeller güzelim…

Yeniden Nyx’e dönüp cadıya şefkatle gülümsedi son kez…

Nickholas: Hep onların yanında olun Nyx… Hep sevilsinler… Size güvenebileceğimi biliyorum… Benim yüreği büyük, kocaman bir ailem var…

Kadın boğazına düğümlenen hıçkırıklardan konuşamıyordu. Ağabeyi parmağıyla son kez yüzünü okşadı ve gözlerini yavaşça kapattı…

Nyx: Nickho hayır… Gitme yalvarıyorum gitme… Bizi bırakma ağabey…

Kadın ağabeyinin hissizleşen elini öptü, kanlı yüzünü okşadı, alnını öptü, adamın yavaşça ölen bedenine sarıldı. Ağabeyi gitmişti biliyordu, ruhunu artık hissedemiyordu, yoğun sevgisini duymuyordu… Gitmişti… Bir şeyin yere çarptığını duydu.

Nyx: Yo… Hayır… Nickho? Geri gel Nickho… Gidemezsin…

Kadın ağabeyinin ölü bedenine sımsıkı sarılmış ağlıyordu şimdi. Blaze artık hareket edebilirdi… Babasının gizlediği oda meydana çıkmış, kızın sesi yerine gelmiş, dizlerini bağlayan büyü de çözülmüştü. Ama tüm gücü tükenmişti kızcağızın; hareket edebileceğini hissedemiyordu, dizleri üzerine düşüvermişti, asası elinde öylece duruyordu. Ağlıyordu büyük ihtimalle; ama gözyaşlarını hissedemiyordu. Tek hissettiği hiçlikti, babasının yokluğuydu. Çok derinlerde, göğsünün orada bir yerde kocaman bir delik açılmış gibiydi.

Kadın şok içinde ağabeyinin göğsüne gömdüğü başını kaldırdı ve Blaze’e baktı. Blaze nereye baktığını bile bilmiyordu, kadının kendisine şok içinde baktığını da göremiyodu. Göremese ve neden şok olduğunu bilemese de kadının kendine geldiğini, farkındalığını yeniden kazandığını hissedebiliyordu. Ayağa kalktığını Blaze’in yanından geçtiğini de yalnızca hissetti, bakıyor ama göremiyordu. Beyni gönderilen verileri işleyemiyordu. Sessizlikten başka bir şey duyamıyordu. Kardeşi ve halasının evden dışarı çıktıklarını da yalnızca hissetti…

Görebildiği tek şeye doğru ilerlemek istiyordu, babasının bedenine… Bacaklarını hissedemiyor, ayağa kalkmak için kendine komut veremiyordu. Elerini babasına doğru uzattı, sanki ellerini uzatınca ona ulaşabilecekmiş gibi… Daha da uzanmaya çalıştı ileriye… Hafifçe öne doğru düştü. Ellerinde bir ıslaklık hissetti. Ellerini de göremiyordu, ama kandı bu biliyordu… Tahta zeminde kollarının yardımıyla bedenini sürükledi. Biraz sonra babasının cansız bedenine ulaşmıştı. Kan göletinin içinde sürünmekten tüm bedeni kana bulanmıştı. Babasının yüzündeki gülümsemeye baktı... Parmağının ucuyla adamın gözleri etrafında oluşan çizgileri okşadı. Gülümseyince yanağında oluşan minik gamzeyi öptü. Başını babasının göğsüne koydu ve kollarını adamın cansız bedenine doladı sıkıca. İçinden, kendisini de yanına alması için babasına yalvardı durdu…

Aradan ne kadar vakit geçti kim bilir… Bir süre sonra odanın içinde kendinden başka bir canlıyı hissetti yine Blaze. Kendisini babasının bedeninden uzaklaştırmaya çalışan kolları duyumsadı. Her kim olursa olsun umurunda değildi bir elini babasının belinden çözüp kendisini babasından koparmaya çalışan kişiyi itti ve yeniden babasının bedenine kenetlendi.

Sıcacık bir elin saçlarını okşadığını hissetti sonra… Başına konan yavaş öpücüğü, kollarını şefkatle çözen kolları… Kafasının altına, babasının göğsü yerine yerleştirilen başka yumuşacık, sıcak bir göğsü hissetti. Kollar Blaze’i sıkı sıkı sardılar… Vücudunu babasının ölü bedeninden tamamen kurtardılar. Kızın hissettiği son şey buydu… Yeniden hissetmeye, görmeye, duymaya, algılamaya başlayabilmesi için aradan birkaç gün geçmesi gerekecekti…

Bir daha o gece hakkında konuşmayı hiç istemeyecek; ama asla unutmayacaktı da. Kâbuslarında o geceyi tekrar tekrar yaşayacak ve bölünecekti uykuları sık sık… Yine de geceleri kendi bedenine sarılacak, anlatmayacaktı kimseye ağlayarak uyandığı geceleri; her sabah, söz verdiği gibi, hiçbir şey olmamışçasına keyifli uyanacak, güçlü duracaktı…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.