Kız tam da kapıya çok yaklaşmışken arkasından gelen sesle irkildi
E: X. Lia León gecenin bu saatinde kapının önünde ne yapmaya çalıştığını sormamın bir sakıncası var mı?
Kız cüppesinin cebinden asasını çıkarıp bu gıcık çocuğu bir kurbağaya çevirmemek için kendisini zor tuttu. Çocuk sınıf başkanıydı sonuçta biraz da olsa saygı duyulması gereken bir tipti. Ama Lia bu çocuğa saygı duyamıyordu işte, küstahlığı onu deli ediyordu.
X: Ne yapıyor gibi görünüyorum A. Edward Grawinceer?
E: Sana hiç yakışmıyor gecenin bir köründe binadan kaçmaya çalışmak
İlginç ama oldukça ciddi ve sert bir şekilde söylemişti bunu, Lia samimi ilgisine şaşırdı. Olduğu yerde kaldı, şaşırmış bir şekilde dik dik Edward’a bakıyordu. Çocuk okuduğu bölümü bitirdikten sonra sayfanın köşesini kıvırdı ve kitabını kapattı. Oturduğu sandalyeye yaslanıp kollarını kavuşturdu.
E: Xesphylla sorun nedir? Sen bunu yapacak bir öğrenci değilsin…
Kız hala şaşkın şaşkın çocuğu izliyordu. Doğruyu söylemeye karar verdi
X: Sorun… Bir arkadaşım…
E: Oda arkadaşlarından biri mi?
X: Şey… Aslında o bu binadan bile değil. Ama benim en yakın arkadaşım ve onun için endişeleniyorum.
Edward 2 senedir aklından çıkaramadığı ismi söylerken yüzünü başka yöne çevirdi
E: Blaze Paritburn…
X: Evet, arkadaşımın ismini biliyorum ama hatırlattığın için sağol!
Kızın tavrına gergin bir şekilde güldü, sonra yine ciddileşti.
E: Onun neyi var Xesphylla?
X: Neden merak ediyorsun?
E: Binamdan birinin kaçmasına sebep olmak üzere; sence bunun bir etkisi olabilir mi?
Kız da kollarını kavuşturmuş çocuğa bakıyordu şimdi tek kaşı yukarı kalkmıştı
X: Bence sebebi ondan hoşlanıyor olman…
E: Xesphylla sana yardım etmemi istiyorsan bana neden endişelendiğini anlatmalısın.
X: Bana nasıl yardım edeceksin ki?
E: Sen önce sorunu söyle ben de nasıl yardım edeceğimi düşüneyim.
Kız çocuğun yüzündeki ciddi ifadeyi görmüştü ve daha fazla zorlamamaya karar verdi, yardıma ihtiyacı olabilirdi ve Edward istekli görünüyordu.
X: Onu gün boyunca derslerde de yemeklerde de görmedim. Oda arkadaşları sabah odada olduğunu, yatağından çıkmadığını söylediler ama akşam yemeğinden sonra yemek götürdüklerinde orada değilmiş. Döner diye beklemişler ama hala ortada yokmuş…
E: Sen bunu nerden biliyorsun peki?
X: Baykuşumu kızlara yollamıştım, kapılar kapanmadan önce…
Edward da şimdi endişelenmeye başlamıştı. Nerdeydi bu kız, gecenin bir vakti, çıkış izni olmadığı halde nereye gitmişti, ya başına bir şey geldiyse ve dönemiyorsa? Bunu düşünmemeye çalıştı ve oturduğu yerden hızla kalkıp telaşlı kızın yanına gitti.
E: Baykuşu geri yolladın değil mi?
X: Elbette yolladım!
Kız şimdi beni salak mı sanıyorsun der gibi bakıyordu çocuğun yüzüne, zaten gergindi bir de Edward germek istemiyordu. Kızı omuzlarından tuttu ve ciddiyetle baktı yüzüne
E: Ona bir şey olmadı Xesphylla! Ben bundan eminim…
Aslında emin falan değildi ama buna inanmayı çok istiyordu.
E: Şimdi ortak salonda otur ve beni bekle, eğer bir haber alırsan baykuşu bana yolla…
Dedikten sonra odasından cüppesini bile almadan kapıya doğru yöneldi
X: Sen nereye gidiyorsun?
E: Tabi ki Blaze’i bulmaya
Kızın gözlerini kıstığını ve her an çocuğa karşı çıkabileceğini görebiliyordu ağzını açmasına fırsat bile vermedi
E: Xesphylla bana güven… Gece vakti Hogwarts nasıl bir yer olur hiçbir fikrin yok! Daha önce hiç kaçmadın! Ama ben sayısız deneyime sahibim ve hiç yakalanmadım. Endişelenme onu bulmadan geri dönmeyeceğim.
Lia onun dediği şeyi yapacağını içten içe biliyordu, bu çocuktan pek hoşlanmasa da samimiyetinden şüphesi yoktu. Ama çocuk gitmeden önce bir şey daha söylemeliydi…
X: Tamam! Anlaştık; ama bir saniye dur lütfen…
Çocuk durdu ve acele etmesini söylercesine sabırsızlıkla baktı kızın yüzüne
X: Aramaya bahçeden başla içimden bir ses göl kıyısında olduğunu söylüyor, su onu yatıştırır… Biliyorsun şu Poseidon olayı… Şey sanırım bu gün babasının doğum günüydü…
Kızın kafasına bir anda dank etmişti… Tabi ya, geçen sene de bu zamanlarda babasına mektup yollamıştı. O zaman da babasına ulaşmanın ne kadar zor olduğundan şikayet etmişti, şimdiyse babasına ulaşmak imkansızdı.‘Ah akılsız kafam’ diye kızdı içinden kendine. En yakın arkadaşı babasını bu yaz kaybetmişti ve zaten okul açıldığından beri, 1,5 aydır berbat haldeydi. Zaten beyaz olan teni iyice rengini yitirmiş neredeyse saydamlaşmıştı, az yemek yiyor, az konuşuyor ve az gülüyordu. Ama hiç ağlamıyordu da; özellikle de başkalarının yanında… Lia’nın yanında bile ağlamıyordu yine de derdini anlatıyordu ona, çok az bile olsa… ‘Onları özlüyorum Lia hem de çok özlüyorum…’ Lia bile arkadaşını bu halde gördüğü zaman acı çekiyor gece gizliden gizliye ağlıyordu. Kim bilir Blaze’in kendisi ne haldeydi…
E: Sağ ol Xesphylla bu bilginin yararı dokunacaktır.
Lia Edward’ın sesiyle daldığı düşüncelerden sıyrıldı ve kendini suçlamayı da bıraktı. Blaze onun yanında ağlamak istemiyordu, bunu biliyordu. Ama ağlamak kızı rahatlatırdı, tek başına da olsa ağlaması iyi bir şeydi, arkadaşının rahatladığını umdu ve ertesi sabah ona sarılmayı kafasına not etti. Sonra başka bir şey geldi aklına, kız hiçbir şey yememiş olmalıydı. Son anda kapıdan adımını atmak üzere olan çocuğun koluna yapıştı.
X: Karnını doyurmasını sağlar mısın? Hiçbir şey yemediğinden eminim.
Ceplerini karıştırıp bir gofret buldu ve çocuğa uzattı. Çocuk bir anda kendisine yönelen soru ve gofretten şaşkına dönmüş halde bir iki saniye Lia’nın yüzüne baktı.
E: Önce mutfaktan bir şeyler aşırır sonra Blaze’i bulurum gofret başka zaman için sende durmaya devam etsin. Çikolata mı sever?
X: Şerbetli tatlılar dışında tüm tatlıları sever aslında. Hafif olan hiçbir tatlıya hayır diyemez.
Çocuk tam gidecekken cebinden bir bilye çıkarttı ve asasıyla bir büyü yaptı. Lia çocuğun ne söylediğini duyamadı, büyünün ne olduğunu anlayamadı. Bilyeyi kıza uzattığında Lia yalnızca bilyeyi alıp sorgular biçimde çocuğa baktı.
E: Onu bulduğumda bilye kırmızıdan yeşile dönüşecek… Eğer bulduğum anda hemen dönemezsek diye, önceden haber almış olursun ve için rahatlar…
X: Şey… Teşekkürler… Her şey için…
Edward kıza lafı bile olmaz dercesine göz kırptı ve hızla arkasını dönüp ortadan kayboldu…
Gecenin bir köründe soğuk, rüzgârlı ve yağmurlu bahçede mutfağa uğradığında kendisine zorla bir cüppe veren evcinlerine minnet ederek ilerliyordu Edward. Elini kolunu keklerle doldurmak isteyen evcinlerine şimdi alamayacağını söylemiş; ama aç arkadaşını daha sonra buraya getireceğine dair söz vermişti. Yine de ihtiyacı olandan fazlasını tutuşturmuşlardı eline. Bir poşete koyup kuru kalabilmeleri için poşeti büyülemiş, sonrada cüppesinin içine bir yerlere sokuşturmayı başarmıştı neyse ki!
Yağmurun altında hızlı ama sessiz adımlarla ilerlemeye çalışıyordu göl kıyısına varmıştı; ama yağmurun şiddetinden gölün çevresinde kimin olup olmadığı görünmüyordu. Pencereden bakan bir profesörün ikisini görememesi açısından yağmur iyiydi, ama kendi görüşünü de kısıtlıyordu ne yazık ki… Gölün etrafını neredeyse yarıçapı kadar dolanmıştı ki gözüne bir kızıllık çarpar gibi oldu. Bir anlık da olsa bu görüntünün gerçek olduğuna inancını korudu ve kızıl parıltıya ilerledi.
Yanılmamıştı, hakikaten Blaze orada kıyıda oturuyordu işte. Yüzünü göğe çevirmiş yağmurun akıp giden gözyaşlarını temizlemesine izin veriyordu. Kim bilir ne zamandır buradaydı. İncecik cüppesi sırılsıklam olmuştu, büyük ihtimalle ertesi günü hastane kanadında geçirecekti. Ama pek umurunda görünmüyordu. İyice yakınına geldiğinde belli aralıklarla kızın hafifçe titrediğini gördü… Hayır, titremiyordu, o hıçkırıyordu, çok kısık bir sesle ağlıyordu. Edward koşup kıza sarılmayı öyle çok istedi ki o an. Ama yapamazdı işte Blaze kollarından sıyrılır yüzüne tokadı yapıştırıverirdi herhalde.
İstemediği halde yavaş yavaş yürüdü yanına hiçbir acelesi yokmuş gibi. Bu sırada uzaklarda ortak salonda bilyenin yeşile dönmesini sağladı. Lia’nın sessiz teşekkürünü ve huzurunu zihninde duyar gibi hissetti.
Kızın yanına çamura oturdu, cüppesinin çamur olması umurunda bile değildi. Umursadığı tek şey Blaze ve ona yardım edebilmekti. Blaze yanına oturan davetsiz misafire şöyle bir baktı; Edward gözlerinin kan çanağına döndüğünü ve şişmiş olduklarını fark etti. Kız birkaç saniye daha Edward’a baktıktan sonra yüzünü yeniden göğe çevirdi. Hiçbir şey söylememişti… Ne istediğini de sormamıştı, defolup gitmesini de söylememişti. Belki de umurunda bile değildi orada olması.
Edward yüzünü göle döndü ama yan gözle kızı izlemeye devam etti.
E: Yağmur altında oturmayı seviyorsan kuru kalabilmek için birkaç büyü öğretebilirim sana… Gerçi tam olarak istediğin şey ıslanmak sanırım… Buz gibi olmasa göle bile girerdin belki…
Edward son sözünü söylediğine pişman oldu kıza akıl vermiş gibi olmak ve göle atlayışını izlemek istemiyordu.
Kız aradan bir dakika geçtikten sonra yüzünü ona çevirmeden kısık ve donuk bir sesle konuştu
B: Zaten yüzdüm…
Edward şok olmuştu, bu soğukta nasıl yüzebilirdi ki… Kız aklını okumuş gibi tekrar konuşmuştu
B: Su, dışarıdan daha sıcak…
Edward elini göle doğru uzatıyordu tam, son anda vazgeçti.
E: Yarını hastane kanadında geçireceğini biliyorsun değil mi?
Kızdan cevap alamadı; zaten cevap almayı beklediği de yoktu.
E: Sana neden burada olduğunu ya da neden ağladığını sormayacağım. İnsanlardan neden kaçtığını da sormayacağım. Ama sen odana dönene kadar yanında oturmaya kararlıyım! Benimle konuşsan da konuşmasan da yanında olacağım. Seninle birlikte hastane kanadına gitmek zorunda kalsam bile burada oturacağım. Sebeplerini sormayacağım ben sadece ihtiyacın olursa diye yanında kalacağım. Kimseye ağladığını, ya da benimle birlikte ağladığını da söylemeyeceğim. Çünkü ben de seninle beraber ağlayacağım.
Kız sonunda yüzünü çocuğa çevirmiş üzgün bir ifadeyle bakıyordu.
B: Senden bir şey isteyebilir miyim?
E: Gitmem dışında ne istersen yaparım…
B: Bana sarılabilir misin Edward?..
Edward şok olmuş bir şekilde kıza baktı. Evet, elbette sarılırdı hatta onu sıkı sıkı sarar başını göğsüne yaslar bir yandan onunla ağlar diğer yandan saçlarını okşayıp kızı yatıştırmaya çalışırdı. Daha az önce koşup ona sarılabilmeyi istemiş ama yapamamıştı. Şimdi kız kendisi soruyordu.
Kalın cüppesini araladı ve kıza doğru elini uzattı. Avucunun içinde kızın zarif elini hissedince kızı kalın cüppenin içine doğru çekti. Bir yandan cüppeyi kızın etrafına dolarken kızı kucağına doğru çekti. Başını göğsüne dayamasını sağladı, cüppesini ikisi etrafında sıkı sıkı sardıktan sonra iki kolunu da sardı kıza. Hıçkıra hıçkıra ağlamasına izin verdi. Bir süre sonra kız da kollarını çocuğun boynuna dolamış başını da göğsünden kaldırıp boynuna yaslamıştı. Edward onunla birlikte bir ileri bir geri sallanıyor, bir yandan kızla birlikte ağlıyor diğer yandan saçlarını okşuyordu. Kız da aynı şeyi yapıyor farkında olmadan Edward’ın saçlarını okşuyordu.
Yavaş yavaş ağlaması duruldu kızın ama birbirlerinin saçlarını okşamaya ve sarılmaya devam ettiler. Edward kızın mırıldanarak kendisine teşekkür ettiğini duydu.
E: Seni artık kuru bir yere taşıyabilir miyim?
B: Taşımak derken?
Yaşıtlarına göre oldukça atletik ve güçlü bir çocuktu Edward. Blaze kucağındayken zorlanmadan ayağa kalkmış ve yürümeye başlamıştı bile. Kız sessizce göğsüne iyice sokulmuş ve çok kısık bir fısıltıyla ‘odaya gitmek istemiyorum’ demişti
E: Zaten karnını doyurmadan seni odaya falan göndermeyeceğim. Sadece kuru bir yere gideceğiz.
B: Teşekkürler…
Kızı şato duvarında gizli bir oyuğa götürdü. Oyuk yağmuru kesiyor ama soğuğa etki etmiyordu. Edward kızı da kendisini de Sıcak hava ile kuruttu önce ama ateş yakmayı göze alamadı; sürekli sıcak hava ile ısınmalarını da sağlayamazdı. Kuru olmanın bir süre ikisini de ısıtmaya yetmesini umdu. Gerçi kız onun kalın cüppesi içinde ve kuruyken üşüyemezdi zaten.
Cüppesini keki koyduğu yerden çıkarabilmek için araladı, kız bu hareketi yanlış anlayıp kollarından sıyrılmış ve ayağa kalkmaya yeltenmişti. Tek koluyla kızı sardı ve göğsüne yeniden başını yaslamasını sağladı. Diğer eli kekleri buldu ve kıza sundu.
E: Lia bunları sevdiğinden bahsetti.
Kız bir an arkadaşının endişelendiğini anlayarak panikle çocuğun göğsünden uzaklaşmaya çabaladı ama Edward sıkıca kıza doladığı kolunu gevşetmedi.
E: Meraklanma seni bulduğumu biliyor. Ona seni bulduğumda haber verdim. Binadan kaçmaya çalışırken yakaladım onu. Senin için epey endişeliydi. Göl kıyısında olabileceğini düşünüyordu. Seni bulacağıma söz verdim. Hogwarts geceleri tehlikeli olur; ikinizin de başı belaya girsin istemedim. Yemek de yemediğini aç olabileceğini düşünüyordu. Tatlıya hayır diyemeyeceğini söyleyince mutfaktan biraz kek aşırdım. Aslında evcinleri elimi kolumu doldurmaya çok hevesliydiler bu kadar kekle kendimi kurtarmayı başardım.
Kız keklerden bir dilim alıp yavaşça yemeye başlamıştı mahcup bir ifadeyle Edward’a bakıyordu.
B: Teşekkür ederim… Gerçekten…
Edward cevap olarak sadece gülümsedi ve kızın saçlarını okşadı tekrar.
B: Bu gece… Yalnızca ikimiz arasında kalacak değil mi?
E: Elbette Blaze…
B: Yarın yine eskisi gibi olacağız, bir şey olmamış gibi…
E: İstediğin bu mu?
B: Şimdilik, evet…
E: Pekâlâ… Ama bir şartla… Ağladığında yanında olmama izin vereceksin. Bana asla açıklama yapmak zorunda olmayacaksın ama ihtiyacın olduğunda yanında olmama izin vereceksin.
B: Bunu neden istiyorsun?
E: Seni önemsiyorum… Yanımda rahat olabildiğini gördün bu gece, o halde neden yanında olmayayım?
B: Bu bencillik olmaz mı? Yalnızca ben kendimi daha iyi hissedeyim diye yanımda olmana izin vermek bencilce olmaz mı?
E: Sen de istediğin halde bana hayır demek acımasızlık olmaz mı?
B: Tamam öyle olsun… Kabul…
Kız yeniden göğsüne yaslanırken Edward huzurla derin bir nefes almıştı. Artık ona yakın olabilirdi. Bu yakınlığı belki ikisinden başka kimse bilmeyecekti ama yine de yakın olacaktılar
Lia ortak salonda beklememesi gerektiğini hissetmişti aslında. Bilye yeşile döndüğü anda içini bir huzur doldurmuş, beklemesine gerek kalmamıştı. Yine de çocuğa teşekkür etmek için beklemeye karar vermişti. Çocuk hemen gelemeyebileceğini söylemişti ama yine de beklemek istiyordu. Yaklaşık yarım saat sonra koltukta uyuya kalmıştı.
Edward kekleri Blaze ile birlikte yedikten sonra kızı güvenli bir şekilde Gryffindor bina girişine bırakmış oradan çabucak kendi binasına geçmişti. Lia’yı koltukta uyur halde bulunca içi burkuldu. Kızı fazla sarsmadan uyandırdı.
X: Çok şükür gelebildin… Saat kaç oldu… Yuhhhh dışarıda saatlerdir ne yapıyordun?
E: Mutfaktan yiyecek aşırdım, Blaze’i buldum, kuru bir yere gitmek için ikna etmeye çalıştım, karnını doyurmasını sağladım ve binasına bırakıp geldim işte.
X: Şey… Teşekkürler… Peki, o nasıldı?
E: Cevabını duymak istemeyeceğin sorular sorma… Onu binasına bırakırken daha iyiydi diyeyim sadece. Yarına ikimizde hasta olabiliriz. Yağmur altında onunla birlikte uzun süre oturdum çünkü. Ben yanına gitmeden önce o gölde de yüzmüş… Gerisini sen düşün…
X: Çok mu ağlamıştı?
E: Evet Lia gözleri şişmiş durumda. Lütfen daha fazla soru sorma, üzülmeni istemiyorum… Hem şu anda iyi bu düşünceye odaklan olur mu?
Kız kendisine nadiren Lia diye hitap eden çocuğa, çocuğun samimi endişesine kuşkuyla baktı.
X: Öyle olsun bakalım… Yanındayken ağlayabiliyor mu?
E: Lia…
X: Benim yanımda ağlamak istemiyor…
E: Bana da hiçbir şey anlatmıyor! Lia anlasana acısının tamamını başkalarına da yüklemek istemiyor. Onu ağlarken görmenin seni ne kadar üzeceğini tahmin edebiliyor, seni düşünüyor.
X: Bak senden pek hoşlandığım söylenemez ama eğer… Eğer Blaze yanında rahat olabiliyorsa hep yanında ol olur mu?
E: Ben de bunu istiyorum… Sana karşı özel bir garezim yok ama diğer sarışınlar kadar çekici gelmiyorsun gözüme… Buna karşın seninle derdini paylaşabiliyorsa sen de hep onun yanında ol lütfen.
X: Öyleyse anlaştık!
Edward içten bir şekilde güldü ve kızın kendisine uzattığı eli sıktı.
E: Evet, anlaştık… Kavga etmek, bağırmak, ağlamak gibi ihtiyaçları olduğunda bana haber verirsin değil mi?
X: Kuşkun olmasın! Özellikle öfkeli olduğu zamanlarda seni anında bulmaya özen göstereceğim.
Edward sesli gülmemek ağzını eliyle kapatmak zorunda kaldı.
E: Minnettar olurum, bana vurmasını da sağla ama olur mu?
X: Elimden geleni ardıma koymam hiç merak etme sen
Birbirlerine bakıp ses çıkarmadan gülmeye çabaladılar.
E: Artık seninle güçlü bir ortak noktamız var demek…
X: Evet… Blaze fazla güçlüdür… Yine de zayıf olduğu anlarda yanında olmak senin görevin.
E: Görevimi eksiksiz yapacağım…
X: Ben de bunu umuyorum…
Ne yazık ki Edward'ın istediği yönde ilerlemeyecekti zaman; kızın ağlamaya, bağırıp çağırmaya ihtiyacı azaldıkça çocukla arasına mesafeler koyacaktı. Yakınlaşacaklarına, yavaş yavaş uzaklaşacaklardı. Kız Edward'ın beklentilerini daha rahat hissedilecek şekilde büyüdükçe ve aslında ondan ne kadar hoşlandığını fark ettikçe kendini geri çekecekti...

.png)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.